Ainos kazılarının önemli bir bölümünü oluşturan Roma Dönemi Villası, Gazi Ömer Bey Mahallesi’nde bugünkü kaymakamlık lojmanının karşısındaki bahçede yer almaktadır. Evler arasında özel mülkiyetli beş ayrı parsele yayılmış durumda bulunan villanın yalnızca kamulaştırılan parsellerdeki bölümü çalışılarak orta avlunun bir bölümü, bir oda, mutfak ve banyosu gün ışığına çıkartılmıştır. Villanın diğer birimlerinin yayıldığı alanların kamulaştırılamamış olmaları ve üzerinde yer alan binalar nedeniyle açığa çıkartılamamıştır. Bundan dolayı villanın planına ilişkin bilgiler eksik kalmasına rağmen buradan ele geçen buluntular villaya ait önemli bilgiler sunmaktadır.

Avluda, ortaya çıkartılan mozaik döşemenin mevcut uzunluğu 6.00 m genişliği ise 1.85 m dir. Bu mozaiğin iki kenarı yalnızca beyaz teseralardan küp biçimli taşçıklar) oluşan bant şeklinde geniş bordürlerle sınırlanmıştır. Bordürlerin içinde beyaz ve siyah renk teseralarla itinalı işlenmiş menderes motifli bantlar yer almaktadır. Bunların arasındaki geniş alanda ise, dört yapraktan oluşan dairesel motiflere yer verilmiştir.

Salon, villanın kuzey bölümünde 2.50 x 4.00 m ölçülerinde zemini figürler ve geometrik desenlerden oluşan çok renkli taşçıklarla döşenmiştir. Mozaik döşemenin yapımında kullanılan taş çeşidi, kompozisyonun tasarımı ve ince işçilik, buranın önemli bir villa olduğunu gösteriyor. Kompozisyonun odak noktasını üç figürden oluşan bir pano ve bunun çevresinde ayrı ayrı çerçevelerin içine yerleştirilmiş geometrik betimlemeli panolar yer alıyor. Bu ana betimlemenin etrafını 40 cm genişliğinde beyaz renk taşlardan yapılmış geniş bir bordür çevrelemektedir. (Resim 25)

Mozaiğin merkezini oluşturan bu kompozisyonun yan kenarlarında dikdörtgen biçimli birer, köşelerde ise kare biçimli yine birer pano olmak üzere etrafına sekiz pano yerleştirilmiştir. Yanlarda bulunan dikdörtgen panoların ortalarına baklava dilimi ve ortasına dört yapraklı yonca benzeri birer rozet yerleştirilmiştir. Baklava diliminin sivri köşelerine pelte (deri kaplı küçük kalkan) yerleştirilerek boşluklar doldurulmuştur. Bu betimler figürlü kompozisyonun etrafında yer alan dikdörtgen şekilli bütün panolarda tekrarlanmıştır. Figürlü panonun köşelerinde yer alan kare biçimli panolar hasır örgüsü biçiminde yapılarak kompozisyona ayrı bir güzellik katılmıştır. Panoların dışını, üzerinde spiral biçimli dalga motifinin yer aldığı dar bir bant çevrelemektedir.

Mozaikli taban üzerinde mimari kalıntıların yanı sıra bronzdan Nike, Serapis, giyimli kadın heykelciği ile çeşitli küçük buluntular ve sikkeler de ele geçmiştir.(Resim 26)

Enez kenti girişinin solunda, Taşaltı adıyla bilinen yükseltinin yamacında yer almaktadır. Nekropolisin ön safında anıtsal mezarlar, kaideli lahitler ve bir kahraman anıtı yer almaktadır. Anıtlar M.Ö.5 ve 4. yüzyıllara ait olmalarına rağmen aralarında yer alan lahitler Geç Helenistik ve Erken Roma dönemlerine aittir. Ön sıradaki bu gömü tabakasının arkasındaki yamaçta Erken Roma ile İlk Hıristiyanlık dönemleri arasındaki zaman dilimine tarihlenen gömü tabakaları yer almaktadır. Mezar ve lahitlerden çok önemli hediyelerin ortaya çıkmıştır

Resim 28: Taşaltı Nekropolünden Lahit ve anıt kalıntıları
Resim 29: Pişmiş Toprak Aphrodit Heykelcikler
Resim 30: Camkoku şişeleri unguentariumlar;Roma Çağı

Taşaltı Nekropolünde gün ışığına çıkan buluntular arasında bir kabartmada olasılıkla yaşamı süresince Ainos’a önemli yararları olan bir subayın betimi yer almaktadır. Yüksek kabartma olarak işlenmiş stelde, kline üzerinde LUCIUS FABRİCUS adında bir subay uzanmakta, baş ucunda eşi FABRICIA MAXSİMA oturmaktadır. Alttaki köşelerde hizmetkarlar, ortada üzerinde meyve tabağı bulunan masa, arka planda at başı, ağaca sarılı yılan, kalkan, miğfer ve afyon çiçeği bulunmaktadır. MÖ 1.yüzyıla aittir.(Resim 31 )

Enez’in girişinde yer alan köprünün duğusundaki tarlada Ainos’un en eski nekropolisi ortaya çıktı. Bu alandaki mezarlar üst üste gelen çoğunlukla üç, seyrek olarak dört tabakadan oluşuyor. Toprak yüzeyine yakın tabakada çok az sayıda Geç Roma Dönemine ait mezarlar tespit edilmiştir. Bugüne değin açılan alanlarda genel olarak toprak yüzeyinin 1.00 ile 1.50 metre derinlikler arasında Helenistik, bu derinlikten sonra 1.50-3.00 metreler arasındaki katmanda karışık durumda çoğunlukla Klasik ve az sayıda Arkaik Dönemlere tarihlenen mezarların saptanmıştır. Alanda yer alan su terazisinden dolayı aynı isim verilen nekropoliste çeşitli mezar tipleri ortaya çıkmıştır .(Resim 34) (Resim 35)

Toprak yüzeyine yakın tabakada ortaya çıkan mezarlar, duvarları moloz taşlarla örülmüş, iç yüzleri kireç harcıyla sıvanmış basit sandık mezar tiplerinden oluşmaktadır. Farklı yönlerde yapılmış olan bu tür mezarlardan birden fazla iskelet ortaya çıkmıştır. Bunlar dışında, Ainos’un Taşaltı Nekropolisinden tanıdığımız çatı kiremitlerden oluşturulmuş mezarlar da kullanılmıştır. Bu döneme ait mezarlarda bronz sikkeler dışında herhangi bir buluntu ele geçmemiştir. Nekropolisteki ikinci tabaka, Helenistik ve Klasik dönemlere ait karışık mezarlardan oluşmaktadır. Bu tabakada pişmiş toprak lahitler, kalker taşından yapılmış lahitler, küp mezarlar, basit toprak mezarlar ve urneler (kül kapları) gün yüzüne çıkmıştır. Pişmiş toprak lahitler oldukça iyi fırınlanmış, ağız kenarları düz ya da içe ve dışa doğru genişleyen pervaz biçimindedir. Pervazın iç ve dışında çoğu kez kabartma olarak işlenmiş boncuk-yumurta ve dil motiflerinden oluşan friz ile süslüdür. Bazı lahitlerin ağız pervazları üzerinde siyah ve kırmızı figür tekniği ile yapılmış göze hoş gelen spiraller, lotoslar, geometrik desenler ve acayip yaratıklar ile çeşitli hayvan betimlemeleri bulunmaktadır. (Resim 36)

MÖ. 5. ve 4. yüzyıllara tarihlenen nekropolisin ikinci tabakasında çeşit bakımından hayli farklı mezar tipleri ortaya çıkmıştır. Taştan yapılmış lahitler ise sade olup üzerlerinde herhangi bir süs bulunmamaktadır. Ağızları semerdam biçimli iki ya da üç taş ile kapatılmıştır. Nekropoliste lahitlerin yanı sıra toprak mezarlar, Kremasyon için kullanılmış olan bronz ve pişmiş topraktan üretilmiş amfora, hydria ve benzeri kül kapları da gün ışığına çıkmıştır. Pişmiş toprak lahitler hem kremasyon hem de normal gömü (inhimasyon) için kullanılmıştır. Osmanlı Dönemi’nde lahit ve mezarların üzerinden künklerden oluşan suyolu, yakın dönemlerde telefon kabloları ve plastik su boruları geçirilmiştir. Bundan dolayı pişmiş toprak lahitlerin çoğu parçalanmış dağılmış durumda ortaya çıkmıştır. Mezarlardan genellikle çeşitli büyüklüklerde üretilmiş lekytoslar, kyliksler (içki kapları) süs ve ziynet eşyaları ortaya çıkmıştır. (Resim 37 38 39 40)

Gömü tarzı inhümasyon ve kremasyondur. İnhümasyon gömü çeşitleri oldukça farklıdır. Bu alanda ölünün maddi olanaklarına
göre mezar seçildiği gibi halkın geldikleri yörenin geleneksel mezar tiplerini de beraberinde getirerek Ainos’ta uyguladıkları anlaşılmıştır. Maddi refah düzeyi yüksek olanlar genellikle Taş ya da pişmiş toprak lahitler ve pitoslar, orta sınıf için çatı kiremitlerinden oluşan mezarlar, fakirler için toprak mezarların tercih edildiği, kazının başlangıcından bugüne değin mezarların içinden ortaya çıkan hediyelerinden anlaşılmaktadır. Örneğin genç bir kadına ait pişmiş toprak büstün içinde bulunduğu pişmiş toprak lahit ve içerdiği hediyeler mezarın maddi refah düzeyi yüksek birine ait olduğunu kanıtlamaktadır.(Resim 41) Kremasyon için çoğunlukla derin kaplar kullanılmış olmasına rağmen, seyrek olarak pişmiş toprak lahitler ve küpler de kullanılmıştır. Nekropolisin en alt tabakasında, karışık olarak Arkaik ve Klasik dönemleri içeren mezarlar ortaya çıkmıştır. Bu tabakadaki mezarların dönem farklılıkları, biçimlerinden çok, içerdikleri buluntular sayesinde anlaşılabilmektedir. Arkaik Dönem’e ait mezar buluntular arasında yer alan Oryantalizan stilde bezenmiş tabak ve kaseler, mitolojik sahnelerin dekore ettiği Attika ve Ainos üretimi kyliksler, Korinth üretimi ariballoslar, Suriye malı cam eşyalar ve pişmiş topraktan üretilmiş Arkaik stilde dekore edilmiş diğer buluntular, ele geçen eserler arasında ön plana çıkan önemli bir gruptur. (Res.42 43 44 45  )

Su Terazisi nekropolisinden ele geçen mezar hediyeleri, Ainos’un kuruluşundan itibaren Anadolu, Ege Adaları, Korinth ve Atina ile ticari ilişkilerde bulunduğunu ve çömlek üretiminde komşularıyla rekabet edebilecek düzeyde olduğunu göstermektedir.
Ainos’ta, Arkaik Dönem’de başlayan pişmiş toprak lahit mezar geleneğinin Klasik ve Helenistik dönemlerde devam ettiğini görüyoruz. Siyah ve kırmızı figür tekniği ile mitolojik sahnelerin yer aldığı ya da geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiş olan lekythoslar, yine bu dönemde kremasyon için kullanılan urneler çeşitlilik bakımından oldukça zengin bir envanter gösterirler. Özellikle, kırmızı figür tekniği ile üretilmiş hydrialar ile pelikeler olağanüstü güzelliktedir.

 

Ainos kentinin merkezinde bugünkü Bekir Kara Caddesine paralel olarak uzanıyor. Roma Çağına tarihlenen cadde balık sırtı biçiminde tonozlu yapılmış, üst tarafı iri taş bloklarıyla kaplanmıştır. Yağmur suyunu kanalize etmek için iki yanına caddeye paralel uzanan arklar açılmıştır. İçinden 0.60 m genişliğinde 0.80m yüksekliğinde kanalizasyon geçmektedir. Roma Çağına tarihlenen cadde ve kanalizasyonunun Meriç Nehrine uzandığı bu alanda yer alan kalıntılardan anlaşılmaktadır.( Resim 27 )


Enez’in güney-doğusunda, Ainos’un iki limanından biri olan bugünkü Taşaltı Gölü’nün batı yamacında, Kral Kızı olarak bilinen Mevkide yer almaktadır. 30 m uzunluğundaki Bazilika,  üç nefli olup nefler arasında pastophorion yer almaktadır.  Son yıllarda yapılan kazılar ve araştırmalar bazilikanın şu ana kadar yedi yapı safhası geçirdiğini ve en eski yapı katının Roma dönemine kadar geri gittiğini göstermiştir.  Orta nefte taban döşemesi seviyesinin altında kayaya oyulmuş üç nişten oluşturulan bir çeşme ortaya çıkmıştır. Temellerinden ele geçen 10 altın sikkeden dolayı bazilikanın son evresinin 12.yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır.   Bazilikanın inşaatında kullanılan mermer bloklar, Marmara Adası ile Semadirek’ten getirilmiştir.

 

KALE İÇİNDE YAPILAN KAZILAR

Kale içinde bugüne kadar yapılan açmalarda, 7.50 m kalınlığındaki kültür toprağının altında yer alan yerli kaya üzerinden M.Ö. 4. ve 3. bin yıllara ait pişmiş toprak kalıntıların ortaya çıkmış olması, buradaki iskanın Kalkolitik Çağ’a değin geri gittiğini gösteriyor. Enez Kalesinde eski yerleşmeyi temsil eden bu tabakanın üzerinde, Grek iskanını gösteren kalıntılar tespit edilmiştir. Söz konusu kültür katları ile aşağıda değineceğimiz nekropollerden ele geçen siyah ve kırmızı boyalı çömlekler, Enez’in Kıta Yunanistan, Ege Adaları ve Batı Anadolu’daki şehirlerle yaptığı ticarete ve kültür ilişkilerine tanıklık etmektedir. Bu dönemde anakaya işlenerek dikdörtgen planlı çeşitli mekanlar ile bu günün soğuk hava depolarının benzeri olan mahzenler yapılmıştır (Res. 19). Mahzenler bugünkü toprak yüzeyinin 12 m altında ana kayaya oyulmuş geniş mekanlar biçiminde yapılmıştır. Bütün mahzenlerin tavanlarında çok güzel işçilik gösteren havalandırma bacalarına yer verilmiştir.Gerek mahzenlerden ve gerekse mahzenlerin üstünde yer alan yerleşim birimlerinden, Arkaik, Klasik, Helenistik Roma,Bizans ve Osmanlı dönemlere ait siyah ve kırmızı figür tekniği ile üretilmiş çeşitli çanak çömlek kalıntıları, figürinler, plastik eserler ve özellikle şarap kadehi olan kantharoslar yoğun olarak gün ışığına çıkmıştır. (Bkz. Res.20 21  22 23   )

Ayrıca, hem akropolisteki açmalardan hem de Ainos kentinin diğer kesimlerinde yapılan kazılardan, ait oldukları kentlerin armalarının betimlendiği binlerce amfora kulpunun bulunmuş olması, Enez‘in şarap ve zeytin yağı üreten bir merkez olduğunun ve deniz aşırı kentlerle ticarete dayalı güçlü bir bağı bulunduğunu kanıtlamaktadır. Ainos’un, bunların yanı sıra, tahıl, tuz ve özellikle kurutulmuş balık ihraç ettiğini, Eski Çağın yazılı kaynaklarında ve Osmanlı Arşivinde bulunan belgelerde zikredilmektedir.

1 NUMARALI ŞAPEL

Kalenin kuzey batısında Theotokos Chrysopege adıyla bir şapel yer almaktadır. 7 x 10.50 m ölçülerinde olan şapelin kuzey duvarının büyük bir kısmı halen ayaktadır. Yazılı kaynaklar şapelin 1422 yılında inşa edildiği anlaşılmaktadır. Tek apsis ve neften oluşan şapelin zemini dikdörtgen biçimli kalker taşlarla döşenmiş olup zemininde mezarlar bulunmaktadır.

2 NUMARALI ŞAPEL (Hagios Gregorios Neokaiserias Şapeli)

Kalenin orta yerinde halen kullanılan özel mülkiyetli evlerin kuzeyinde yer almaktadır. Bugünkü toprak seviyesinin 1.5 m altında bulunan şapel tek apsislidir. 12.yüzyılda inşa edilmiştir. Aynı yüzyılda batı tarafına bir oda ilave edilerek büyütülmüştür. Duvarlarınnda aynı dönemin taşra sanatını yansıtan freskler yer almaktadır. Apsisli odanın tabanı mermer levhalarla, ilave dilen odanın tabanı ise pişmiş toprak levhalar ile kaplanmıştır. Şapelin içinde, olasılıkla yaptıranlara ait üç adet lahit yer almaktadır. Şapelin kuzeyinde büyük bir avlu vbe bunun kuzeyinde doğu-batı yönde uzanan bir sokak yer almaktadır. Her iki mekan mermer kaplamalıdır. (Bkz. Resim 24)

Höyükte yapılan kazı ve araştırmalarda Balkan kronolojisinde, İlk Neolitik olarak tanımlanan dönemden, Orta Kalkolitik Döneme kadarki süreci yansıtan dört kültür tabakası saptanmıştır. IV. Kültür tabakası anakaya üzerinde yer almaktadır. Tepenin ortasında yapılan açmalarda, kayanın üstü tıraşlanarak ya da eğimli yerleri doldurularak düzeltildikten sonra, içine kazık yuvaları açıldığı saptanmıştır. Neolitik Çağ’a (MÖ. 6500) ait olduğu belirlenen bu tabakada, temelleri taş üst tarafları çamurla sıvanmış dal örgülü, yuvarlak ve oval biçimli kulübeler yapılmıştır.

Resim 15 Hoca Çeşme Höyüğü

Yerleşmenin kuzey tarafı irili ufaklı taşlardan yapılmış, günümüze kadar ulaşan uzunluğu 55 m olan bir sur duvarı ile çevrilmiştir. Tepedeki ilk yerleşimle birlikte yapıldığı anlaşılan sur duvarı üzerinde küçük yumru taşlardan yapılmış iki bastiyonu bulunmaktadır. Neolitik Çağ’da, yerleşmenin güney ve batı eteklerinin deniz olduğu yapılan araştırmalar göstermektedir. Bu nedenle Hoca Çeşme yerleşimcileri, tarımsal faaliyetlerin yanı sıra midye toplayarak deniz ürünlerinden de faydalandıklarını ve bu ürünleri çamurdan hazırladıkları özel depolarda sakladıklarını, kazıda ortaya çıkan midye ambarlarından anlaşılıyor. Neolitik Çağ’a ait tabakadan ele geçen çanak çömlekler elle biçimlendirilmiş, kırmızı ve siyah renkli parlak astarlıdır. Bunlar genellikle tutamaklı açık ağızlı taslar, kısa boyunlu veya geniş gövdeli dar ağızlı derin kaplardan oluşuyor. Çömleklerin bazıları kazıma ya da baskı yöntemlerle yapılmış üçgen, spiral insan ve hayvan desenlerle dekore edilmiştir.
III. kültür tabakasından ele geçen çanak çömlek grupları arasında yer alan yeni formlar, daha çok dışa taşkın yuvarlak karınlı ve geniş ağızlılar olarak tanımlanmaktadır. Bunlar, genellikle kaba çalışılmış, çevreleri kazıma yöntemiyle belirlenerek iç kısımları çeşitli motiflerle doldurulmuş üçgen ve bant türü geometrik motiflerle dekore edilmiş monokrom keramikler çoğunluktadır.

Hoca Çeşme II.yapı katında, perdahlanmış kırmızı zemin üzerine beyaz boya ile dekore edilmiş mallar yaygın olarak bulunmaktadır. Bu tabakada S profilli çanak çömlekler ile içe dönük ağızlılar, kabın boyuna dikey yapılmış zikzaklar çoğunluktadır.

Hoca Çeşme I yapı katında koyu renkli perdahlı mallar, boynuz biçimli kulplular ile geniş karınlı kaseler ve tabaklar ele geçmiştir. Hoca çeşmenin üst dolgusu, tarımsal faaliyetler nedeni ile çok tahrip olmuştur.

Hoca Çeşme kazıları Balkan yarımadasında ilk çiftçi toplulukların başlangıcı ve bunların Anadolu ilişkileri açısından çok önemli sonuç vermiştir. Bu yerleşme içinde ortaya çıkan yapı kalıntıları ve özellikle sur duvarı Enez ve Trakya için bilinen en eski örnekleri oluşturmaktadır.

Resim 17: Hoca Çeşme Neolitik Dönem Yerleşmesi ve çanak-çömlek buluntuları

Bölgede, İÖ 4. ve 3. bin yıllarda daha yoğun bir yerleşim görülür. Hasköy Höyüğü başta olmak üzere, Küçük Evren Köyü yakınlarındaki Pandır Bahçe ile Umurbey Köyündeki Değirmentepe ve Sultaniçe Köyü’nün güneyindeki sırtlarda yer alan yerleşim alanları bunlardan yalnızca birkaç tanesidir. Enez bölgesinde ortaya çıkartılan prehistorik dönem uygarlıklarına ait bu kültür kalıntıları, bölgenin Neolitik Dönem’den itibaren başta Anadolu olmak üzere, Balkanlar ve Ege dünyasının kültür gruplarıyla etkileşim içinde olduğu anlaşılmıştır.

 

KRAL KIZI TEPESİNDE DENİZ FENERİ YAPI KALINTISI

Bazilikanın batısındaki yükselti üzerinde, toprak yüzeyinin 90 cm altında  8m x 8m boyutlarında kare planlı  bir yapı kalıntısı yer almaktadır. Duvarlarda taş ve tuğlalardan oluşan malzeme ile yapılmış. Kalınlıkları 1 m dir. Yapı iç tarafta üç bölmeye ayrılmış olup kuzey-batı bölmesinin güney duvarına üç taş basamak yapılmış. Yapının inşa edildiği yer Enez’in en yüksek tepesi olup ve her yerden ve özellikle deniz tarafından rahatlıkla görülebilir durumdadır.  (Bkz. Res. 50)

ÇATALTEPE TÜMÜLÜSÜ

Enez’in doğusunda, 10 m yüksekliğindeki bir tepenin güneydoğu tarafında yer alıyor.
Mezar odası, kuzeybatı-güneydoğu yönünde düzenlenmiş olup, dromosu ve kapısı güneydoğuya bakmaktadır. Odanın üst örtüsünü oluşturan tonoza ait taşlar, odanın içine çökmüş durumda bulunmuştur. Oda, 4.70 m uzunluğunda, 3.25 m genişliğinde, tonoz başlangıcına kadar olan yüksekliği 4.00 m dir. Kuzeybatı duvarı beşik tonozun başlangıç noktasına kadar olan bölümü, günümüze değin ayakta sağlam gelmiştir Diğer duvarların üst kısımları tepenin eğimi doğrultusunda yıkılmıştır. Duvar kalınlıkları genel olarak 0.55 metredir. Zemin üzerinde yer alan birinci taş sırası 1 cm, üzerine oturan ikinci taş sırası ise 0.5 cm içe doğru çekilerek 25 cm genişlikte üst üste gelen kademeli silmeler yapılmıştır. Bunların üstüne oturtulan duvarlar 2.00 m yüksekliğe kadar düz çıkmaktadır. Bu yükseklikten sonra içe doğru orantılı biçimde daraltılarak yarım daire şekilli beşik tonoz oluşturulmuştur. Duvarlardan tonoza geçişte mezar odasını 27 cm eninde bir kısmı halen özgün yerinde duran üç oluklu dört şeritli yatay bir silme çevrelemektedir. Mezar odasının giriş kapısı 0.90 m genişliğindedir. Kapının önünde uzanan dromosun yalnızca batı duvarı yapılmış, diğer duvara ilişkin herhangi bir veri bulunmamış olması, bu duvarın yapılmadığını göstermektedir. Dromosun batı tarafında yer alan duvarın günümüze kadar sağlam durumda gelen bölümünün mevcut uzunluğu 4.20 m’dir.
Mezar odasına kapıdan girişte, odanın sağ tarafında iri blok taşlardan yapılmış taban döşemesinin arasına gömülmüş vaziyette kuzeybatı-güneydoğu yönünde beyaz mermerden bir lahit yerleştirilmiştir. Uzunluğu 2.30 m, genişliği 0.95 m, derinliği 1.30 m olan lahdin üstünü semerdam biçimli iki adet kapak örtmektedir. Biri diğerinden daha büyük yapılmış olan kapakların tekneye oturtuldukları kenarlarına kare kesitli birer oluk açılmıştır.

Resim 51: Çataltepe Tümülüsünde ortaya çıkan tonozlu mezar odası. 

Aynı şekilde, oluğun oturabilmesi için lahit teknesinin ağız kenarlarına ince şerit biçiminde iki tarafı düzgün kesilmiş inceltilmiş kenar yapılmıştır. Odanın sol tarafında ise içten içe uzunluğu 2.40 m, genişliği 0.70 m, derinliği ise 1.10 m, kenar kalınlığı 12 cm olan kalker taşından yapılmış başka bir lahit yer alıyor. Kapakları bulunmayan lahdin içi ve üst kenarları beyaz renkli ince bir sıva ile sıvanarak mermer taklidi yapılmıştır. Her iki lahit içinden herhangi bir buluntu ya da kemik kalıntısının ele geçmemiş olması ilginçtir. Mezar odası büyük olasılıkla kullanılmadan yıkılmış olmalıdır.
Mezar odasının yapımında kullanılan tüf taşın cinsi kötü olmasına rağmen, taş işçiliği oldukça güzeldir. Duvarlar, büyük panolar biçiminde ince kum katkılı kireç harcıyla sıvandıktan sonra üstü beyaz renk badana yapılmıştır. Bu yapısıyla duvarlara mermer kaplama süsü verilmiştir.
Tümülüsün batı ve güney eteklerinde aralıklı olarak yapılan açmalarda, tümülüsün çevresine moloz taş ve kireç harcı kullanılarak 1.00 m yüksekliğinde koruma duvarı yapıldığı görülmüştür. Bu duvarların yapımında, iç ve dış cephede nispeten büyük taşlar kullanılmış, araları ise daha küçük taşlarla doldurulmuş olup, sandık duvar tekniğinde inşa edilmiştir. Duvarların kalınlıkları her yerde aynı olmayıp 60-90 cm’ler arasında değişmektedir. Toprağın kaymasını önlemek amacıyla yapıldığı anlaşılan duvarlar özensizdir. Mezar odasının kuzey doğusunda şölen yeri ve bir lahit ortaya çıkmıştır. Tümülüsten ele geçen sikkeler ve keramik kap parçaları, Mezar odası ile şölen yerinin M.Ö. 4. Yüzyıla ait olduklarını göstermiştir.

ÇAKILLIK NEKROPOLİSİ

Enez kazılarının önemli bir bölümünü oluşturan Çakıllık Nekropolisi Enez-Keşan karayolunun 2.kilometresinde Küçük Sancak Tepe Tümülüsü’nün güneyindeki hafif engebeli arazide yer alıyor. Alan, adından da anlaşılacağı gibi, kayalık olduğundan mezarlar seyrek yapılmıştır. Bugüne kadar bu alanda yapılan kazılarda çeşitli tiplerden oluşan 28 mezar gün ışığına çıkartılmıştır. Alan, mezarlık yeri olarak belirlendiği andan itibaren parsellenerek bölümlere ayrıldığı ortaya çıkan kalıntılar gösteriyor. Değişik ölçülerde olan parsellerin her biri ayrı bir ailenin kullanımına verilmiş olmalıdır. Bölmeleri kuşatan duvarlar, genel olarak tek veya çift sıra taş dizisinden oluşturulmuştur how to get a mail order bride.

Resim 32:  Pişmiş Toprak Lahitler MÖ.5.yüzyıl

Çakıllıkta gün ışığına çıkan mezarlar arasında; kremasyon (yakarak gömme) için kullanılan tunç ve pişmiş toprak hydrialar, kuyu mezar, sandık mezar, toprak mezar, taş ve pişmiş toprak lahit çeşitleri bulunmaktadır (Res. 33). Bunlar, Çakıllık Nekropolisi’nde İÖ 5. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan ve bu yüzyılın sonlarına değin süre gelen değişik biçimli gömüt geleneğini temsil etmektedir. Aynı dönemlere ait ölü gömme geleneğindeki bu çeşitlilik, Ainos’ta değişik yörelerden gelen ve inançları farklı olan insanların bir arada yaşamış olmalarından kaynaklanmış olmalıdır.

Resim 33: Bronz Hydrialar. Kremasyon (yakarak gömme) geleneğinde insan külü saklamak için kullanılan kaplar